Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

13 Haziran 2011 Pazartesi

"Reklamın İnsan Üzerindeki Etkisi" Hazırlayan: Elif UĞURLU


REKLAMIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Bana bir ülkenin televizyon reklamını gösterin,
o ülkenin motoronu neyin çalıştırdığını söyleyeyim.
                                                             Paul Knox
“Reklam ; yasal yoldan yalan söylemektir.”     
                                                           Michael Jackman
Sanayi devriminin ardından yaşanmaya başlayan kitlesel üretim ve tüketimle birlikte meydana gelen toplumsal değişmeler işletmelerin yapısını da etkilemiştir. İşletmelerdeki klasik pazarlama .anlayışının yerini modem pazar­lama, uygulamalarının almasıyla, pazarlama çalışmaları içinde reklam kavramı da yeni bir boyut kazanmıştır.
Reklam (reclame) Latin dilinde "çağırmak" anlamına gelen "clamare" sözcüğünden türetilmiştir. Genel olarak reklam; kişilerin, kurumların, mal ve hizmetlerin kamuya tanıtılarak benimsetilmesi şeklinde tanımlanabilmektedir.
               Reklam; "bir işin, bir malın veya bir hizmetin para karşılı­ğında, genel yayın araçlarında tarif edilerek geniş halk kitlelerine duyurul­ması"[1] olarak tanımlamaktadır.
Reklam, doğrudan doğruya satmaktan çok, hitap ettiği kitleyi satın almaya hazırlayan ve satın alma fiiline sevk eden bir araçtır.”[2]
Reklamın özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
·   Reklam, pazarlama iletişimi içersinde yer alan bir öğedir.
·   Reklam, belirli bir ücret karşılığında yapılır.
·   Reklam, reklam verenden tüketiciye (hedef kitleye) doğru akan bir iletiler bütünüdür.
·   Reklam, bir kitle iletişimidir.
·   Reklamı yapan kişi, kurum ve kuruluş bellidir.
·   Reklam ile tüketici bilgilendirilmeye ve ikna edilmeye çalışılır.
·   Reklam mesajlarında mallar, hizmetler, vaatler, ödüller ve sorunlara çözümler vardır.
· Reklam, diğer pazarlama iletişimi öğeleri ile işletmenin belirlediği pazarlama stratejisi doğrultusunda saptanan pazarlama hedeflerine ulaşmak için koordineli olarak çalışır.[3] 
Reklamın genel amacı; hedef tüketicilere bir ürün veya bir hizmeti duyurmak, ürüne, markaya, işletmeye karşı tüketicilerde olumlu bir eğilim oluşturmayı sağlamaktır.
Diğer bir deyişle reklam, doğrudan satış  ya da kar sağlamayı kolaylaştırmaya yönelik iletişim kurmaktır. Buna göre reklam; hedef tüketiciyi, reklamı yapılan ürünün ya da hizmete ilişkin farkında olmamaktan olmaya, reklam mesajını anlamaya, önerilen satış vaadini kabul ile satın alma arzusu yaratarak hedef tüketicileri satın alma davranışına yöneltmeyi amaçlar.
Reklamın, sosyolojik boyutuna yöneltilen eleştiriler olarak; reklam mesajlarının tüketiciyi yanılttığı, onun gerçek tercihini göstermesine imkan vermediği konusudur.
Binlerce ürünün kıyasıya yarıştığı serbest piyasa ortamında insanlardaki duygusal güdülere seslenerek, memnun olmadığı duygusunu kamçılayarak, eksiklik ve huzursuzluk yaratarak reklamı yapılan ürün ile bu eksikliğin giderileceği ve mutlu olacağı telkin edilmektedir. Söz konusu ürüne sembolik değerler yükleyerek ve yeniliği ön plana çıkararak “kullan, tüket, at” ve “eskisini getir, yenisi ile değiştir” felsefesinden hareketle yeni olan her şeyi almaya telkin etmektedir.



Reklamcılıkta Psikoloji ve Araştırmanın Gelişimi
Reklamcılık sektörünün, insanın düşüncelerinin nasıl şekillendiğini veya ortaya çıktığını anlamaya ve buna yönelik unsurların ortaya çıkarılması için araştırma yapan, teori üreten psikoloji ile yakın ilişkileri vardır. Reklamın bütün mecralara yönelik tasarımlarında kullanılan, oldukça önemli unsurlardan biridir psikoloji. 1994 tarihinde, Mattelart'a göre, Sigmund Freud'tan önce insanların davranışları içgüdülerle açıklanmaya çalışılmaktaydı. Buna göre insanlar marka kavramına yönelik önerilere açıklık, taklit ve sempati unsurlarını içgüdüsel olarak yapmaktaydı. 1920 yıllarında, bu değerlendirmeler davranışçılığın öne çıkmasıyla uyarıcı-tepki ya da etki-tepki teorisi ile farklılık göstermiş, sebep-sonuç ilişkisini ortaya çıkarmıştır. Buna göre çözümlemeler, tüketici-mesaj arasında olan ilişki, tepkinin kaydı ve hatırlanma durumuna dönüşmüştür. Bunların ortaya çıkarılmasıyla, araştırmalar daha ayrıntılı olarak sürdürülmüştür.
Yirminci yüzyılın başlarında, Nortwestern üniversitesinde, reklam psikolojisi üzerine araştırmalar başlamıştır. Bu yıllarda araştırmacıların yaptığı çalışmalar, kitap haline getirilerek yayınlanmıştır. Dönemin, reklamla ilgili araştırmaları ve yazarları kısaca şöyledir. 1908 yılında, Walter Dill Scott reklamda ve satıcılıkta psikolojinin kullanılması konularını işledi. Gene 1908 yılında Harry Dwight, reklamcılıkta araştırmanın önemini anlattı. Arcibald Crossley, 1919 yılında, bugün reklam araştırmalarında kullanılan ilk anketlerin kullanılmasını sağlamıştır. (Mayer, 2004). Albert Lasker reklamın ikna edici unsuru üzerinde durmuştur. Claude Hopkins reklamın ikna edici unsuru üzerine araştırma yapmaya başlamış ve bu araştırmaları 1923 yılında yayın haline getirtmiştir. (Arens, 1996) bütün bu araştırmalar, reklam ve insan ilişkisinin ayrıntılarını gözler önüne sermeye başlamıştır. bu araştırmalar bir taraftan sürdürülürken, reklam sektörü öne çıkan verilerden yararlanmayı da ihmal etmemiştir.[4]
REKLAMIN ETKİLERİ
Reklamın İnsanlar Üzerindeki Etkileri
“Kim olduğunu öyle haykırıyor ki; ne dediğini duyamıyorum.”
                                                                                          Ralph Waldo Emerson
Reklamların; insanlar üzerindeki etkileri;insanlarda bulunan temel iç dürtüleri uyandırmak,harekete geçirmek ve etkilenmeler sonucu davranışlar meydana getirmek şeklindedir. Temel içgüdülerin uyanması,ortaya çıkması bütün insanlarda aynı şekilde meydana gelir.
Uyarıcının türüne karşı insan organizmasının gösterdiği tepkiler insandan insana farklı etkiler ve tepkiler meydana getirebilir. Çünkü her insanın sevdiği,arzu ettiği, emelleri,ihtiyaçları farklı olabileceği gibi aynı uyarıcılara karşı,gösterecekleri tepkiler de farklı olabilir.
Reklamların temel iç dürtüler üzerindeki etkileri de çok önemli ve büyüktür. Temel iç dürtüler; içgüdülerden farklı olarak kaynağı, şiddeti, nereden, nasıl çıktığı belli olan bütün insanlarda normal şartlarda aynı şekilde görülen, ortaya çıkan dürtülerdir. Temel iç dürtüler bütün canlı varlıklarda aynı şekilde, ortak olarak vardırlar.
Reklamlar; insanlardaki temel içgüdülerin, temel iç dürtülerin karşılanması, giderilmesini, insanların arzu, heves, istek,dileklerine kavuşmalarını ve mutluluğa ulaşmaları görüşünden hareketle yapılırlar.
Reklamların temel düşüncesi; insanlardaki ihtiyaç, ilgi, arzu, heves duygularını harekete geçirmektir. Bunun için de üretilen mal ve ürünleri insanların temel ihtiyaçları olacak, bunlara sahip olunca arzuları, hevesleri gerçekleşip mutluluğa kavuşacaklar düşüncesiyle insanları ilgilerini çekmeye, duygularını okşamaya çalışırlar. Reklamlardaki en önemli unsurlardan biri: bir reklamın, insanlar içerisinde bulunan, estetik, şıklık, güzellik duygularını harekete geçirebilmesidir. Bütün reklamlar bu amaçtan yola çıkarak hazırlanır, yapılır. İnsanlar güzel, şık, zarif buldukları, kendilerini etkileyen, sahip olduklarında mutlu olacaklarına inandıkları mal ve ürünleri, ihtiyaç olmasa da almaya çalışırlar.[5]
Reklamın Çocuklar Üzerindeki Etkileri
“Eğer reklamlar,çocukların beynini istila edip, ebeveyn görevlerine el koyarak zorla ailenin içine girmişse ve de aileler marketle çocuk arasında bir aracı olmaktan öteye gidemeyecek kadar alçalmışsa, işte bu; gerçekten günümüzün sosyal devrimidir.”
                                                                                                               Jules Henry
Reklamların gençler üzerinde bıraktığı etkiler vardır. Gençler sürekli olarak yenilik arayışı içindedir. Reklam yapımcıları da gençliğin bu zaafını kullanarak tanıttığı ürünlerin çoğunu gençlere yönelik düzenlemiştir.
Çocukların en çok etkilendiği şeylerin başında reklamlar gelir. Reklamlar yapımcıların hedef kitlelerinin %30’unu çocuklar oluşturur. Bu nedenle çocuk reklamlarına önem verilmiş, daima ilginç şeyler yapılmaya çalışılmıştır.
Çocuklar sürekli olarak ilginç, akıcı ve rengarenk şeylere yönelir. Bunu bilen reklam yapımcıları, reklamlarını genellikle ilginç karakter kullanarak yapar. Bu karakterler hayal dünyasının ürünü olan çizgi film kahramanlarıdır. Bu tip kahramanlar daima çocukların ilgisini çekmeyi başarmıştır. Sonuçlara baktığımızda: çizgi film karakterlerinin oynadığı reklamları, diğer reklamlara oranla daha eğitici, daha düzeyli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu reklamlara örnek vermek gerekirse: “Corn Flakes (cips) reklamı, süt reklamı, çikolata reklamı vb.” Çocuklar hayal dünyası çok geniş olan varlıklardır. Bu nedenle bu tip eğlenceli reklamları büyük bir zevkle izlerler.
Sonuç olarak, çocukların reklamlara bu kadar ilgi duymalarının sebebi:
“Çok geniş ve renkli hayal dünyalarıdır.”
Reklamlar çocukların satın alma isteklerini arttırır.Yapılan reklamlarla çocukların yemek yeme alışkanlıkları arasında kuvvetli bir ilişki vardır.Ancak reklamı yapılan ürünler her besin grubundan ürünler olmadığından çocukların sağlıksız beslenmelerine neden olabilmektedir.
Reklamların çocuklarda ‘her gördüklerini elde etme arzusu’ yaratabileceği öne sürülmektedir. Özellikle de abartılı reklamların çocuklarda gerçek ile hayali ayırt edemeyecek şekilde çarpık kavramlar oluşturabileceği ileri sürülmektedir.




Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri (yaş olarak)
0-5 yaş = %20 etki
5-7 yaş = %55 etki
7-10 yaş = %62 etki
10-15 yaş = %70 etki
15-17 yaş = %85 etki[6]

 KİŞİLERİN YAŞ GRUPLARINA GÖRE EN ÇOK İZLENEN REKLAM TÜRLERİ(10-30)
10-15 YAŞ: Bu yaş gurubu önemi daha çok giyim ve elektronik eşyalar yönünde değişiklik göstermiştir. Bu nedenle bu yaş grubu bu gibi ürünlerin reklamlarını izler.
18-21YAŞ: Bu yaşlar, çeşitli istek ve arzuların geliştiği , daha çok büyüme gösterdiği yaşlardır. Artık gençlerin istedikleri doruk noktaya ulaşmıştır. İstekler, araba, motosiklet gibi motorlu taşıtlara yönelme göstermiş ve bunlar yapılan reklamların daha çok izlediği saptanmıştır.[7]
Reklam mizansenlerindeki yaşam biçimleri, anne, baba ve çocuk tipleri, bu tiplerin duygu, düşünce, davranış ve tutumları, genelde çocuklar için model oluşturmaktadır. Bu açıdan reklamın çocuğun gelişiminde ve sosyalleşmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Reklamların çocuklar üzerindeki etkileri, uzun dönemde varlığını göstererek, çocuğun kişiliğinin oluşmasında etkili olmaktadır.
Batı ülkelerinde her çocuk, yılda ortalama 900 saat televizyon başında kalıyor ve bu süre içinde de en az 10 bin reklam filmi seyrediyor. Her çocuğun aynı süre içinde okulda derste geçirdiği zaman ise sadece 700 saat. Yine aynı araştırmaya göre 1997’de her çocuk için yıl boyunca yapılan ortalama alışveriş 4 bin 800 doları buluyor. Bu arada boşanmalar arttıkça, çocuklara alınan hediyelerin de arttığı hatta boşanmış ailelerde büyükanne ve büyükbabaların da acıma duygusuyla torunlarına daha sık hediye aldığı belirtiliyor. The Guardian gazetesinin bir haberine göre McDonalds, çocuklar için hazırlanan televizyon reklamlarına bir yıl içinde ortalama 34,6 milyon dolar, Coca Cola ise 16,2 milyon dolar harcıyormuş. Şimdi şöyle bir düşünelim: Reklamlardan etkilenen çocuklar, anne ve babasının satınalma kararını etkiliyor, kendilerine yönelik ürünlere sahip olmak için ısrarla talep ediyor ve sahip olamazsa mutsuz oluyor. Kabul. Ailenin olanakları varsa çocuklarını mutlu etsin tabii ki. Ya ay sonunu zor getiriyorsa ne olacak?[8]
Çocuklarla ilgili reklam düzenlemelerine bakacak olursak; 2012 yılına kadar reklam ve tanıtıcı faaliyetlerle ilgili yasal düzenlemeler güncellenecek, çocuklara yönelik reklamlarda istismar önlenecek, toplumu yanıltıcı ve bilimsel kanıta dayalı olmayan haberler yayınlanmayacak.
Çocuklarda obeziteye yol açabilecek gıdaların reklamlarının yayın saatlerine düzenleme getirilecek, çocuklara yönelik programların aralarında obezite riski oluşturulacak gıda reklamlarının yayınlanması engellenecek.[9]
REKLAM-MARKA İLİŞKİSİ
“Modern endüstriye dayanan toplum, raslantısal ya da yüzeysel olarak değil, temelde gösteri yanlısıdır. Hakim iktisadın imajı olan gösteride amaç hiçbir şey, gelişme ise her şeydir. Gösteri, kendinden başka hiçbir şeye varmak istemez.” Guy Debord
Popüler kültür, gündelik hayatı sömürgeleştiren bir kullanım ve tüketim kültürüdür. İnsan eğer popülere katılmazsa veya kazara popüleri yakalayamazsa, popüler bir şekilde tedirgin edilir ve tedirgin hisseder; huzursuzdur. Popüler medya, madde bağımlı duruma gelmiş popülerkullanıcıyı özgürlük mitleriyle besler. Popüler siyasal, ekonomik ve kültürel pazarda emeğiyle üretime ve dağıtıma katılan ve bölüşümden ona verilenle serbest köleliği garantilenen insan, popüler olmayan kendine kendi olarak bakmaktan korkar; kendini kendinden çalan popülerlere kurtarıcı olarak sarılıp özgürlüğünü, kimliğini ve kendini bulup rahatlar: Bu yolla kendinin sandığı “önemli kendi” olur. Bunu her gün sürekli yapmak zorundadır. Böylece kitle üretimi yapan endüstriyel yapıda insan materyal ürünleri, bu materyal ürünü yaratan üretim biçimi ve ilişkilerine uygun bilinci taşıyarak yaratır. Popülerlerle paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve popüleri boğazlarına takarlar, saçlarına ve yüzlerine sürerler, midelerine indirirler, üstlerine giyerler, kulaklarına ve vücutlarının başka yerlerine takarlar, ayaklarına giyerler. Bu yolla popülerin popülerleştirilme sürecini tamamlarlar. Bu tamamlamada, tüm pazar mekanizması memnun gülümser.[10]
Markalar, bu popüler kültürün içinde hayat bulurlar. Tanım yapmamız gerekirse; marka, üretici veya satıcıların malını tanıtan, onu başkalarının mallarından ayırmaya yarayan isim, terim, sembol, şekil veya bunların bileşimidir. Markanın tüketiciler açısından, malın tanınmasını sağlaması, kalite açısından güven unsuru olması, mal hakkında bilgi vermesi ve tüketiciye korunma imkanı vermesi açısında faydaları vardır.
MARKANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Günümüzde insanların bir bölümü marka bağımlısı halindedir. Bir ürünü satın alırken dikkat edilen ilk şey o ürünün markası olmaktadır. Markası olmayan ürünlerle ilgilenilmediği giderek yaygınlaşmaktadır. Bu markaların bir kaliteyi simgelemelerinden daha çok sahip oldukları imajlardır. Kimisi zenginlik ve soyluluk imajı, kimisi güçlülük ve bir kesime ait olma imajıdır.
Üçüncü dünya ülkeleri halkları yaşam savaşı verirken, aynı topraklarda kıyasıya bir markalar savaşı sürüp gitmektedir. Bu markalar savaşı sürerken, bütün yerel kültürel değerlerde yara olmaktadır. Escada, Lee Cooper, Lewis, Coca Cola, Mc.Donald’s v.b. markalar girdikleri ülke topraklarında bütün yerel tüketim biçimlerini, mutfak geleneklerini, yerel giysileri ortadan kaldırırlar. Çünkü yerel unsurların bir markası ve kullanıcılarına kazandırdığı farklı bir statü yoktur. Modernliği yakalayabilmenin yolu markayı tercih ederek gerekli imajı yakalama eğilimi ağır basmaktadır. Günümüz tüketicisi ürün tüketmeden çok marka ve imaj tüketmektedir.Reklamın marka ile ilgili; marka olan bir mal veya hizmetin hala aynı olduğunu, aynı faydaları sağlayacağını markanın güvenilir ve sağlam olduğunu hatırlatma, müşterinin güvenini tazelemek veya yeni bir marka imajı tasarlamak, bir marka imajını korumak, markanın arzu edilen imajını değiştirip yerine yenisini koymak v.b. gibi rolleri vardır.[11]
 Reklamlar çogu zaman ürünü tanıtmak yerine marka kullanıcısı imajı yaratmaya, degistirmeye veya korumaya yöneliktir. Bu reklamlarda üründen çok o ürünü ne tarz insanların tükettigi ve o markaya yönelenlerin ne kadar mutlu, keyifli, haklı, vs. oldugu gösterilir. Amaç, bazı eski markaları kullanan tüketicilerin kendilerini mutsuz hissetmelerini saglayabilmektir. Bu gösterimde bazen sezgisel, bazen de bilimsel bir sekilde tüketicilerin öykünme (orada olma istegi) ve özdeslesme (o kisi olma istegi) psikolojisinden faydalanılır. Baska deyisle, kisinin manevi yoksunluklarından ve varolussal sorunlarından tüketme ve tüketirken de o markaya yönelme yoluyla kurtulabilecegi mesajı verilir.[12]
YAYINLANMAKTA OLAN BİR KAÇ REKLAMA BAKIŞ
“Bir beyin olmak demek, ne giyeceğini, ne satın alacağını ya da nasıl konuşacağını kendinden başka kimsenin (ya da hiçbir şeyin) söyleyememesi demektir.”
                                                                                                                Naomi Klein
Reklam uzmanı olan Günseli Özen Ocakoğlu; “Son dönemde giderek artan rekabet reklamlarda sıra dışılığın kullanılmasına neden oluyor. Sıra dışı olmak bir anlamda dikkat çekmek anlamına geliyor. Öne çıkmak isteyen markalar bazen renk körlüğü gibi 'reklam körlüğüne' düşebiliyor. Bu sadece bizde değil, yurtdışında izlediğimiz yarışmalarda da olabiliyor. Biz de ise son dönemde bazıları "vur patlasın çal oynasın" derken, bazıları da cinselliği öne çıkarıyor. Ne yazık ki iyi reklamlar giderek azalırken işin kolayına kaçanlar 'absürd reklamlarla' dikkat çekmeye çalışıyor.” tesbitinde bulunuyor.
Birkaç aydır ekranlarda bilinmeyen numaralar servisi 118'in reklamları dönüyor. Kullanılan müzikler, kostüm, tip epey konuşuluyor. Bunun son versiyonu da 118 33. Siyah gömleğin üzerinde, parlak sarı renkle kocaman 33 yazıyor. Erkek oldukça feminen! Reklam 18 saniye. Filmde oynayan kişi şunları söylüyor: "118'i herkes biliyor, arkası böyle karman çorman oldu. Şimdi onu düzelteceğiz. 70 milyon Türkiye'nin aradığı 33'te. Ben de 33'teyim. Bundan sonra hep beraberiz anacım." Bu cümlenin ardından da müzik eşliğinde oynuyor.
Ben aptal değilim
Çok konuşulan reklamlardan biri elektronik mağazalar zinciri Media Markt'ın billboardlardaki reklamlarıydı. Geçtiğimiz yıl 'ben aptal değilim' sloganıyla boy gösteren reklamlar epey tepki almış, başka firmaların mağazalarından alışveriş yapan tüketicilere hakaret edildiği gerekçesiyle, reklamın üç ay durdurulması kararı çıkmıştı. Yine aynı firma reklamlarında, hayvan kafası resimleriyle insan vücudunun resimlerini birleştirmiş, "Fotoğraf makinesi alırken sağılacak inek miyim, cep telefonunda kazık yiyecek kadar kuş beyinli miyim, televizyonda pahalı fiyata atlayacak kadar sazan mıyım, çamaşır makinesinde kazığa razı olacak kadar koyun muyum?" sloganlarını kullanmıştı. Bunun üzerine Reklam Kurulu firmaya 134 bin lira para cezası vermişti.
Regal'in çamaşır makinesi reklamında da bu firmanın dışındaki ürünleri tercih edenlere 'kuş beyinli oldukları' üstü kapalı bir şekilde ima edilmişti.
Ona sahip olmamak ne kadar utanç verici
Yıl 2005... Peugeot firması yeni model 307 serisini gururla tanıtacaktır vatandaşa. Her şey hazır, sloganı da ekleyince tamamdır: "Peugeot 307 'Ona sahip olmamak ne kadar utanç verici". Billboardlarda gördüğümüz bu reklamın akıbeti uzun sürmedi. Birçok kişi tepkiyle karşıladı bu durumu. Nihayetinde İzmirli avukat Yusuf Akın, Türk milletinin kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla Peugeot Otomotiv Pazarlama A.Ş.'ye dava açtı. Akın, "İfadeler, Türk milleti tarafından asla kabul edilemeyecek komiklikte, hakaret içeren aşağılayıcı ve küçük düşürücüdür. Peugeot firması herkese birer Peugeot marka araç dağıtarak bizi bu utanç verici durumdan kurtarsın." dedi. Peugeot'nun reklamı daha sonra beraat etti. [13]
İhtiyacım var(!)
Sanayi kapitalizmin, etkisine aldığı insanları istediği şekilde dönüştürme ve kendisine uyumlu varlıklar yaratma şeklindeki hegemonik yapı, yine reklamda kendini göstermektedir. Bu bakımdan bir banka reklamında, Müslüm Gürses’in “ihtiyacım var” şarkısıyla teknolojin son ürünlerini sıralaması oldukça ilginçtir. Bir zamanlar düzenin çarpıklığına, eşitsizliğe ve yoksulluğa “itirazım var” şarkısıyla kafa tutan Müslüm Baba, şimdi “ihtiyacım var” diyebilmektedir. “İtiraz” bir anda “ihtiyaca” dönüşüvermektedir.
Sonuç
İçinde yaşamakta olduğumuz toplum, bir tüketim toplumudur. Aşırı harcama ve lüks tüketimle yapılanan bu aşamada, insanlar, üzerine düşen görev ve sorumlulukları alış veriş yaparak yerine getirmektedir. Modern kapitalist piyasadaki iktidar, insanları etkileme, yönlendirme ve kontrol etme yöntemini harcama ve tüketim üzerinde gerçekleştirmektedir. Reklam ve teknolojik gelişim, bu anlamda sistemin işleyişine büyük fayda sağlamaktadır. Birbirlerini güçlendiren reklam ve teknolojik gelişim, sistemin tam istediği şekilde insanları tüketime zorlamaktadır.
Yenilik ve hız tutkusuna kapılmış günümüz insanı, tüm dikkatini lüks tüketim ve aşırı harcamayı yapılandıran reklam ve teknolojik gelişimin sinerjisine vermektedir. Türkiye’deki bir bankanın kredi kartı reklamındaki “alsak alsak daha başka ne alsak” diye çığrışan insanların durumu, işleyişi çok net aydınlatmaktadır. İnsanlar, adeta birbirleriyle yarışırcasına alış veriş merkezlerine koşarak harcama yapmaktadırlar.
Modern hayat karşında içine girilen pasiflikten tüketerek çıkmak yolu denenmektedir. Teknolojik gelişme ve reklamla büyük bir ivme kazanan ekonomik iktidar, bugün gündelik hayatın her alanında insanları “denetleme” ve “kontrol etme” şeklindeki “panoptikon”unu kurmaktadır. Alış verişte verilen bilgilerin aynı anda veri ağlarına aktarılmasıyla, kredi kartlarıyla yapılan harcamalarla, İnternette gerçekleştirilen satın almalarla; mağazalardan dershanelere, hastanelerden tüm sokak ve caddelere yerleştirilen kameralarla günümüz insanları, çağdaş “panoptikon”larda sürekli izlenmektedir. Her an kameralarla izlenen birey, yaptığı tüketimle sistemin uysal bireyleri olduklarını itiraf etmenin haklı gurur ve rahatlığını yaşamaktadırlar.
Gündelik zorunlu ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayanların ötekileştirildiği günümüzde, ekonomi politik insanların doğal yeteneklerini kaybettirerek piyasaya bağımlı kılmaktadır. Ekonomik sosyal ve kültürel içerikli her ihtiyacın karşılanması, piyasadaki uzman, bilirkişi, kurum ve özellikle teknolojik ürünlere devredilmesiyle, modern insan hemen tüm doğal yeteneğini unutmaktadır.
Doğum, ölüm, evlilik, eğlence, eğitim gibi tüm etkinlikler dizisi, her gün sayıları ve etkinlikleri artan piyasa uzman ve kuruluşlarına havale edilmektedir. Böylece, doğurduğu çocuğa nasıl bakacağını, ateşi çıkan çocuğa ne yapılacağını, ölen yakını nasıl defnedeceğini, nasıl turşu kurulacağını, reçele neler konacağını, sökülen düğmesini nasıl dikileceğini, düğünlerde neler yapılacağını, bozulan ütüsünü veyamusluğunu nasıl tamir edeceğini bilmeyen ve bunları karşılamak için tamamıyla “piyasaya bağımlı, yeteneksiz ve geleneksiz bir insan kitlesi” geçen her süre artmaktadır.[14]
Herhangi bir problemleriniz mi var hiç dert değil, size bir telefonun tuşları kadar yakınız, hadi ne zaman kaybedip üzülüyorsunuz arayın”.

                                                 

KAYNAKÇA
DURAN Mustafa,”Reklama Genel Bir Bakış”, İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi
ERDOĞAN İrfan ,”Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata”,Bilim Ütopya, Sayı:179, Mayıs 2009

OLCAY Saffet ,”Reklam Nedir, Nasıl Yapılmalıdır?”, Olcay Yayınları, Ankara, 1969
ÖZEN OCAKOĞLU Günseli ,” Çocukların Reklamlarda Rol Alması Sakıncalı mı?”, Zaman Gazetesi-16.07.2006

ÖZYÜREK Neşe , “Reklam ve Reklamın Etkileri” tezi,Yıldız Teknik Üniv,1997-1998
SARUHAN Sadi Can, ÖZDEMİRCİ Ata, Kurum,Ürün ve Marka İmajının Oluşmasında Popüler Kültürün Yeri ve Önemi”
ŞENTÜRK Ünal ,”Modern Kontrol:Tüketim”, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi,cilt:32,no:2, Aralık, 2008.
TURAN Fatma , “Birileri bu reklamlara dur desin”,Zaman Gazetesi,10.04.2011
Tüketici Raporu  2011, “Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri”, 70. Sayı
ÜNSAL Yüksel , Bilimsel Reklam ve Pazarlamadaki Yeri, ABC Kitabevi, İstanbul, 1984,

YAZICI Vildan ,”Reklamcılık Sektör Profili”, Mayıs, 2004.
WWW.reklam.com.tr


[1] Yüksel Unsal, Bilimsel Reklam ve Pazarlamadaki Yeri, ABC Kitabevi, İstanbul, 1984, s. 12.
[2] Saffet Olcay, Reklam Nedir, Nasıl Yapılmalıdır?, Olcay Yayınları, Ankara, 1969, s. 12.
[3] Duran Mustafa,” Reklama Genel Bir Bakış”, İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi
[4] www. Reklam.com.tr
[5] Neşe Özyürek, “Reklam ve Reklamın Etkileri” tezi,Yıldız Teknik Üniv,1997-1998
[6] Neşe Özyürek, “Reklam ve Reklamın Etkileri” tezi,Yıldız Teknik Üniv,1997-1998
[7] Neşe Özyürek, “Reklam ve Reklamın Etkileri” tezi,Yıldız Teknik Üniv,1997-1998
[8] Günseli Özen Ocakoğlu,” Çocukların Reklamlarda Rol Alması Sakıncalı mı?”, Zaman Gazetesi-16.07.2006
[9] Tüketici Raporu  2011, “Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri”, 70. sayı
[10] İrfan Erdoğan,”Televizyon Reklamlarında Gündelik Hayatın Temsili: Seks ve Çikolata”,Bilim Ütopya, Sayı:179, Mayıs 2009
[11] Vildan Yazıcı,”Reklamcılık Sektör Profili”, Mayıs, 2004.
[12] Sadi Can SARUHAN, Ata ÖZDEMİRCİ,Kurum,Ürün ve Marka İmajının Oluşmasında Popüler Kültürün Yeri ve Önemi”
[13] Fatma Turan, “Birileri bu reklamlara dur desin”,Zaman Gazetesi,10.04.2011
[14] Ünal Şentürk,”Modern Kontrol:Tüketim”, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi,cilt:32,no:2, Aralık, 2008. 



























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder